Eski toplumda âlimler vardı, muallimler vardı. Modern toplumda ise onların yerini "aydınlar" aldı.
Buna göre eski toplumda "âlim-muallim" olan birinin günümüz toplumunda karşılığı var mıdır? Yok..
Günümüzdeki "öğretmen", eski toplumun âlim-muallim tipinin yerini dolduramaz. Eski toplumun âlim-muallim tipi - eskiler bilir- multidisipliner bir varlıktı. Bu ne demektir derseniz eğer;
Yani, Osmanlı mahallesinde bir muallim, aynı zamanda bir "imam", aynı zamanda bir "nüfus müdürü", aynı zamanda "noter", aynı zamanda
"askere alma idaresi müdürü" idi.
Modern toplumda öğretmenin içtimai yapıda bu işlevi var mıdır?Yok...
Aydın'ı tarif edersek eğe; eğitim süreçlerinden geçirilerek bilgisini, mesleği uğruna kullanan ve bununla şahsî kazanımlarını artırmayı amaçlayan kişidir.
Bu tarife göre aydınlar geçimlerini üretim veya zanaat veya sermaye veya mülkiyet iratları ile değil, "bilgi" ile elde etmektedir.
"Aydın" olmak, bilginin topluma sunularak karşılığında geçim temin edilmesini mümkün kılan meslek sahibi olmak anlamına gelir.
Bir hukukçu, bir imam, bir doktor, bir mimar son tahlilde "aydın"dır. Söz konusu mesleklerde kazancı temin eden kaynak, "bilgi"dir.
Aydınlar teknisyendir.
Karşılarına çıkan meseleleri, eğitimini aldıkları bilgi paradigmalarına göre veya bağlandıkları kurumların (baro, tabipler birliği, mühendis odası, vs) belirlediği ilkelere göre veya yasaların düzenlediği çerçeve içinde çözerler.
Aydınlar modern toplumun kendini inşa sürecinden doğmuştur. Doğumunu modernizme borçlu olan aydın, toplumu modernliğin dışına çıkarabilecek "rehberlik" kapasitesine sahip değildir.
İslâm düşüncesinde aydının işlevini aşabilecek "münevver" tipi, Hekîm diye adlandırılabilecek kişidir.
Lokman Hekim, Dede Korkut gibi tipler, modern toplumun "aydın" diye nitelendirdiği sınıfın içinde yer almayan, bilgisini geçimlik için kullanmayan şahsiyetlerdir.
Kitleselleştirilmiş bir eğitim sisteminde herkes "aydın"dır.
Ancak aydınlar bilgi yüklenmelerine rağmen toplumun meselelerini çözemezler. Onların problemleri aşmaya dair teklifleri, lokal meseleleri çözerken global sorunlara neden olur.
Aydınların global sorunlara neden oluşuna yönelik şu örnek verilebilir:
Bir şehrin yöneticileri, insanların boş zamanlarını geçirmeleri ve halka kamu hizmeti yaptıklarını göstermek için kentin orta yerine stadyum yaptı. Halk bunu takdir etti. Ancak trafik akışı kitlenmişti.
Şehrin orta yerine stadyum yapan aydınlar, insanların boş zamanlarını geçirmeleri bağlamında "sosyal fayda"ya odaklanırken kent trafiğini boğdular ve halkın daha fazla strese kapılmalarına ve boş zamanı yollarda geçirmelerine neden oldular.
O zaman şunu diyebiliriz;
Modern toplumun sorunlarını "aydın" çözemez. Ancak ve ancak "Hikmet" çözebilir.
Bekir Eroğlu
Eski toplumda âlimler vardı, muallimler vardı. Modern toplumda ise onların yerini "aydınlar" aldı.
Buna göre eski toplumda "âlim-muallim" olan birinin günümüz toplumunda karşılığı var mıdır? Yok..
Günümüzdeki "öğretmen", eski toplumun âlim-muallim tipinin yerini dolduramaz. Eski toplumun âlim-muallim tipi - eskiler bilir- multidisipliner bir varlıktı. Bu ne demektir derseniz eğer;
Yani, Osmanlı mahallesinde bir muallim, aynı zamanda bir "imam", aynı zamanda bir "nüfus müdürü", aynı zamanda "noter", aynı zamanda
"askere alma idaresi müdürü" idi.
Modern toplumda öğretmenin içtimai yapıda bu işlevi var mıdır?Yok...
Aydın'ı tarif edersek eğe; eğitim süreçlerinden geçirilerek bilgisini, mesleği uğruna kullanan ve bununla şahsî kazanımlarını artırmayı amaçlayan kişidir.
Bu tarife göre aydınlar geçimlerini üretim veya zanaat veya sermaye veya mülkiyet iratları ile değil, "bilgi" ile elde etmektedir.
"Aydın" olmak, bilginin topluma sunularak karşılığında geçim temin edilmesini mümkün kılan meslek sahibi olmak anlamına gelir.
Bir hukukçu, bir imam, bir doktor, bir mimar son tahlilde "aydın"dır. Söz konusu mesleklerde kazancı temin eden kaynak, "bilgi"dir.
Aydınlar teknisyendir.
Karşılarına çıkan meseleleri, eğitimini aldıkları bilgi paradigmalarına göre veya bağlandıkları kurumların (baro, tabipler birliği, mühendis odası, vs) belirlediği ilkelere göre veya yasaların düzenlediği çerçeve içinde çözerler.
Aydınlar modern toplumun kendini inşa sürecinden doğmuştur. Doğumunu modernizme borçlu olan aydın, toplumu modernliğin dışına çıkarabilecek "rehberlik" kapasitesine sahip değildir.
İslâm düşüncesinde aydının işlevini aşabilecek "münevver" tipi, Hekîm diye adlandırılabilecek kişidir.
Lokman Hekim, Dede Korkut gibi tipler, modern toplumun "aydın" diye nitelendirdiği sınıfın içinde yer almayan, bilgisini geçimlik için kullanmayan şahsiyetlerdir.
Kitleselleştirilmiş bir eğitim sisteminde herkes "aydın"dır.
Ancak aydınlar bilgi yüklenmelerine rağmen toplumun meselelerini çözemezler. Onların problemleri aşmaya dair teklifleri, lokal meseleleri çözerken global sorunlara neden olur.
Aydınların global sorunlara neden oluşuna yönelik şu örnek verilebilir:
Bir şehrin yöneticileri, insanların boş zamanlarını geçirmeleri ve halka kamu hizmeti yaptıklarını göstermek için kentin orta yerine stadyum yaptı. Halk bunu takdir etti. Ancak trafik akışı kitlenmişti.
Şehrin orta yerine stadyum yapan aydınlar, insanların boş zamanlarını geçirmeleri bağlamında "sosyal fayda"ya odaklanırken kent trafiğini boğdular ve halkın daha fazla strese kapılmalarına ve boş zamanı yollarda geçirmelerine neden oldular.
O zaman şunu diyebiliriz;
Modern toplumun sorunlarını "aydın" çözemez. Ancak ve ancak "Hikmet" çözebilir.
Bekir Eroğlu
