Belki bu kıssayı bilenleriniz vardır. Ben ilk defa aktif olarak çalıştığım yıllarda, Aksaray'ı ziyaretlerimin birinde Türk Metal Sendikası Aksaray eski Şube Başkanı (cennet mekânı olsun) Zeki Yongül'den dinlemiştim..
Rivayet edilir ki vakti zamanında Aksaray'da, biri Hasan Dede diğeri ise Ali Baba namıyla bilinen iki derviş yaşarmış.
Bir gün bu iki derviş, tasavvuf yolculuğuna, yani kısaca 'Manevi Yolculukta Derinleşme' hakkında koyu bir sohbete dalmışlar.
Hasan Dede ısrarla, "İnsan-ı Kâmil" olmak için "Uzlet"in -toplum yaşamından kaçarak tek başına yaşamanın- şart olduğunu, halk içinde bunun mümkün olamayacağını, insanın yalnızlığa çekilerek manevi olarak olgunlaşacağını ileri sürmüş.
Ali Baba ise, "Evet, uzlet yolu daha kolay bir tekâmül vasıtası gibi gözükmekte, lâkin asıl maharet, halk içinde hakk'la beraber olmaktır, nebevî - peygamber ile ilgili- nurlar bunda gizlidir." diye ifade etmiş karşı düşüncesini.
Müzakere, münakaşaya varınca Hasan Dede hışımla yerinden kalkmış ve iddiasını ispatlamak için pılını pırtısını toplayıp ileride adının verileceği dağa -Hasan Dağı'na- varmış ve yerleşmiş...
Kimi rivayetlere göre aylar sonra kimi rivayetlere göre de yıllar sonra bir yaz günü Aksaray'a tekrar dönmüş ve kadim dostu Ali Baba'yı ziyarete varmış.
Bir de bakmış ki külhancı Ali Baba harlı ateş karşısında ter dökmektedir. Hasan Dede mendili içinde dağdan getirdiği bembeyaz buz gibi kardan Ali Baba'ya ikram etmiş.
Ve mendili harıl harıl yanan külhanın üzerindeki duvara asmış.
Mevsim yaz, bulundukları yer sıcak mı sıcak ama o sıcağa rağmen mendilden tek bir damla kar bile eriyip akmamaktadır.
Hasan Dede, keramet ehlidir. Ve Ali Baba'ya mendil içinde getirdiği kar ile bir şeyleri hatırlatır gibidir.
Ali Baba kendisine manalı manalı bakan Hasan Dede'ye göz ucuyla bakarak güler ve sükut eder.
Bir kaç dakika sonra külhancının tam karşısında bulunan hamamdan bir grup kadın çıkar.
Uzun zamandır dağda olan Hasan Dede'nin gözü bir anlık gafletle kadınlara takılır.
Hemen başını çevirip istiğfar etse de artık iş işten geçmiş ve mendildeki karlar şıp şıp akmaya başlamıştır bile...
Ali Baba yerinden kalkarak karların damladığı yere parmağını değdirince karların ermesi durur.
Bu sefer şaşırma sırası Hasan Dede'dedir.
Ve Ali baba, tebessüm ederek lafı gediğine koyar: "A can biraderim, dağ başında ermişlik hüner değildir, asıl hüner, burada ermiş kalabilmektir."
??
Değerli okurlar,
Söyleyer misiniz şimdi,
Asıl hüner ne oluyormuş?
Asıl hüner, güçlü olunca zalim olmamakmış, yaptıkları ile firavunları akıllara getirmemekmiş.
Asıl hüner, makama oturunca çalmamak, evlere para odası yaptırmamakmış.
Asıl hüner makam için, şan şöhret için değil, hakkın rızası için çalışmakmış.
Asıl hüner dostuna, komşusuna, arkadaşına bir gecede alınan bir kararla işsiz kaldığında, kısacası zor zamanında yardımcı olmakmış.
Asıl hüner zalimin değil mazlumun yanında olmakmış...
??
Değerli okurlar,
Sizleri sıkmadan, müsadenizle yine bir kıssa ile bugünkü sohbetimizi sonlandırmak istiyorum;
Kâmil efendi at bakıcısıdır. Bir cuma günü camiye gelir. Bakar ki, camide hiç kimse yok!
Vaaza hazırlanan hoca, cemaat olmadığını görünce, Kâmil efendiye sorar:
-- "Senden başka kimse yok. Ne dersin; vaaz edeyim mi?
Kâmil efendi,
-- "Hocam, ben seyisim, bu işlerden anlamam. Benim yirmi atım var. Hepsi kaçıp gitse biri kalsa, onu ihmal etmem, yine de bakarım." der.
Bunun üzerine hoca, uzun uzun vaaz eder. Namaz sonrası Kâmil efendiye sorar:
-- "Nasıl, vaazımı beğendin mi?"
Kâmil efendi şöyle der:
-- "Hoca, ben seyisim, vaazdan anlamam. Ancak ben, yirmi atın suyunu ve yemini bir ata verip onu çatlatmam."
??
Kamil efendi misali bazı konulardan anlamasam da, yıllarca bulunduğum konum bana bir tecrübe kazandırdı;
Satır aralarını, satır arası siyaseti iyi anlarım ve bu konuda da iddialıyımdır...
Demem o ki;
Okuduğunuz herhangi bir metni, yazıyı iyi ve dikkatli okumanızı tavsiye ederim. Sizlere satır aralarında inceden inceye mesajlar verilir, anlaya tabi ki..
Satır arası siyaset okumalarını iyi bilirseniz, olaylara bakış açınız büyük ölçüde değişecek, objektif düşünüp, güzel yorumlar getirebilme yetisi kazandıracaktır size..
Kıssalardan hisseye gelirsek eğer; Hani derler ya;
"Ağaçtan meyve bekliyorsan dalını, insandan sevgi bekliyorsan güvenini kırmayacaksın."
Unutmayın;
İnsanların güvenini kırmadan sevgiyle yaklaşılması, size olan itimat ve güveni daha da sağlam kılacaktır.
Hiç kimse kendisi için gizlenen müjde ve mutluluğu bilemezmiş.
Her ne yaparsak yapalım; ama iyilik ama kötülük, önünde sonunda dönüp dolaşıp bizi bulur... Ve herkesin yaşattığı bir gün kendi sınavı olur.
Güzel şeyler yapıp güzel şeylerle karşılaşmanız dileğiyle. Sağlıcakla kalın.
Bekir Eroğlu
25.06.2021-Samsun