Zeynep Gülcan

Tarih: 09.12.2022 12:48

TACİZ, TECAVÜZ VE KADIN CİNAYETLERİ

Facebook Twitter Linked-in

İnsan; et, kemik, akıl, göz, kulak ve konuşan, düşünen, dünü bugünü yarını irdeleyen, idrak eden bir varlık olarak Allah’ın eşrefi mahluk olarak yarattığı, halife olarak gönderdiği ilahi bir varlıktır. İnsan hayatı kutsaldır. Yaratan yaşatan ve öldüren de Allahtır. Her canlı ölümü tadacak, ölümsüz canlı yoktur. “Allah insanı takva üzere en güzel şekilde yaratmıştır.” (tin suresi)). Ve efendimiz de; "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" buyurmuş. İnsanın yaratılması ile insanca yaşam, edep, haya, iman, ihlas, takva üzere erdemli bir yaşam, onurlu asil asaletli maddi manevi değerlerle, mükemmele odaklı muasır yaşam arzusu ile hayat mücadelesi başlamıştır.

İnsan yaşam mücadelesinde yalnız bırakılmamış. Kadını aile kurması çocuk yetiştirmesi içinde erkeğe eş olarak yaratmış. Yani dünya iki kulplu kazan, bu kazanın bir kulpu erkeğe, diğer kulpu da kadına lütfedilmiş. Hayatı müşterek kılmış. Kadını naif, narin erkeği de güçlü kuvvetli olarak kudretinde iltifat etmiş. Fiziki olarak farklı yaratırken; akıl, zeka, irade olarak her iki cinsi de eşit kılmış. Kadını erkeğe köle diye, hizmetçi diye de yaratmamış. Erkeğe örtü avret mahrem olarak hikmeti ile kadını da, erkeği de yüceltmiş. Kadını erkeğine emanet etmiştir. Emanete sahip çıkmak, onu gözü gibi korumak erkeğin vazifesidir. Kadın erkeğin kum torbası değildir. Canı sıkılınca yumruklasın, öfkesini alsın, rahatlasın diye bir şey yok. Şiddet asla kabul edilemez ne sözlü ne de fiziki olarak, pisik o sosyal olarak da kesinlikle yasaktır. Kadın eştir, annedir, abladır, kardeştir, hala dır teyzedir. Hepsinden önemlisi insanın neslinin devamını sağlayan, insanı dokuz ay karnında taşıyan, sütü ile besleyip büyüten hayata hazırlayan bir varlık olarak anadır.

Kim annesine küfreder, kim annesine kem söz eder, kim annesine el kaldırır, kim annesini döver. Kim annesine taciz tecavüz edilmesine razı olur. Ta sahabe zamanında efendimizin sağlığında bir sahabe genç, efendimize; “Ya resulullah, islam’ın her şeyini canı gönülden kabul ediyorum, ancak ben kadını, kadınlarla olmayı seviyorum, bunu kabul etmek istemiyorum. " der. Efendimiz de ; “Senin annen var mı? Bacın, kız kardeşin var mı?” “ Var ya resulallah” der. Efendimiz; “Senin annen, bacın kız kardeşinle birisi gayri meşru ilişki yaşamak istese sen buna razı olur musun?” der. Ve genç “Hayır ya resulullah.” der. “Öyleyse senin de gayri meşru ilişki yaşayacağın kadının bir erkek kardeşi, bir eşi vardır.” deyince o genç “Ya resulullah ben bunu düşünemedim, mutmain bir kalple İslam ın her emrini içime sindirdim.” der. Ne kadar güzel, güzide bir tespit ve isabetli bir empati, değil mi? İnsan olmanın gereği insan olmak, insan gibi düşünmek, kötülüğü yapmadan yapacağı fiili önce bir başkası bana yapsa benim bacıma, anneme yapsa ben ne yaparım diye düşünebilmeli. Aslında tacizin, tecavüzün, şiddetin, dayağın, cinayetin din, dil, ırk ile alakası yok Kişisel pisiko manyaklık piskopatlıktır. İnsanın insanlığını yitirmesi, takva üzere yaratılan insanın esfele safilin yani aşağıların aşağısına çekilmiş hayvanlardan daha aşağı bir mahluk haline dönmüş halidir. Toplumda bu tür kişi ya da kişilere yer yoktur. Hiç bir toplum bu tür canilere hoşgörü ve tolerans göstermez.

Son günlerin moda haberi devletimizin İstanbul sözleşmesinden cumhurbaşkanlığı kararı ile imzasını çekmesi. Uluslararası sözleşmeler dünya üzerindeki devletlerin evrensel hukuk ilkeleri ve toplumsal barışın ulusal, uluslararası düzeyde hukuki zemin üzerinde güvence altına alınmasıdır. Biz bu sözleşmeyi 11 mayıs 2011 de ilk imzalayan, 24 kasım 2011 de mecliste onaylayarak yürürlüğe koyan ülkeyiz. Bu kanunla kadına yönelik şiddet, taciz vb ayrımcılıkla mücadele amaçlamıştı. Yıl 2021 itibarı ile ülkemize, milletimize ne karı oldu, atılan imza amacına ulaştı mı? Ki ulaşmadığı için imzamızı çektik.

Düşünmek idrak etmek insana mahsus bir ilahi lütuftur. Düşünebilen konuşan em pati kurabilen insanlar kanuna, yasaya yerel ve uluslar arası sözleşmelere ruh ve anlam katar. Yoksa her bireyin başına bir asker, bir polis dikseniz ne yasalar, ne kanunlar ne de sözleşmeler hayat bulamaz. İnsanı insan yapan diğer canlılardan ayıran en büyük fark, toplumsal olarak etik ve ahlaki değerlerle oluşturduğu örf, adet, gelenek ve töreler oluşturarak görünmeyen ama var olan bir bağla bir arada yaşamak sanatını ortaya koymasıdır. Ancak basılı ve görsel iletişim araçlarının, internet ve sanal alemin bir tık mesafesindeki iletişim ve etkileşim araçlarının gelişmesi ile artık aileden, mahalleden, şehirden ülkeden ülkeler arası insanlık kültürü, âdeti, örfü, töresi oluşmuş, global yaşam oluşmuş. Bazı sıra dışı kanunsuz, kuralsız insanlar sayesinde de cinayetler, tacizler, tecavüzler toplumların kaçınılmaz

sorunları da gün yüzüne çıkarmıştır. Ülkemiz de, milletimiz de, insanımız da bu olumsuzluklardan etkilenmiştir. Bizim adetlerimizde, töremizde kadın anadır, bacıdır, kardeştir, abladır, teyzedir, hala dır. Ebedir, ninedir, ecdattır, saygındır. Birileri çıkıp feminist ideoloji ile, birileri kapitalist ideoloji ile, birileri komünist ideoloji ile, birileri dini ritüellerle kendi sosyal kitlesinin fikrini ideolojisini öne çıkararak, hak ve özgürlük platformu oluşturmak için ötekileştirmek için ruhsuz çapsız savunmalarla toplumu dejenere etmekte. Hiç bir tanesi de kadına şiddeti önlemediği gibi, cinayetlerin ölümlerin şiddetin önlenmesine hiç bir yardımı olmamıştır. Olan, ölen ve yok olan canlara olmuş, ateş düştüğü yeri yakmış, birilerinin de istismarı ile toplumsal infiallere dönüşmüş, cinayete kurban giden can üzerinden kadınlar tarafından omuzlarda tabutu taşınıp defin işlemine kadar götürülmüş, toplumsal duyarlılık oluşturulmaya çalışılmış ama cinayetlerin önüne geçilememiştir. Oysa kadına şiddet uygulayan, öldüren taciz ve tecavüz eden erkeği de bir kadının dünyaya getirdiğini ne hikmetse irdeleyemiyor düşünemiyor. Kendi varlık alanını dünyaya getirdiği erkek tarafından kendi yaşam özgürlüğünün hunharca cinayetlerle yok edildiğini düşünemiyor, düşündürülmüyor. Ne garip, ne acı bir tablo değil mi?

Yaklaşık yirmi yıldır milletimizin teveccühü ile dindar, mütedeyyin bir iktidar tarafından yönetiliyoruz ve zaman zamanda sıra dışı dünya liderimiz cumhurbaşkanımız tarafından itiraf gibi çıkışlarla eğitim, kültür ve sosyal yaşam alanlarında başarılı olamadığımız dile getiriliyor. Saygıdeğer devlet büyüğümüz cumhurbaşkanımızın samimiyetinden hiç şüphemiz yok. Kadının, ailenin korunması, kollanması maddi manevi değerlerle kadının sosyal statüsünün yükseltilip; edep, haya ve ahlaki değerlerle sahabe dönemi gibi kadının yüceltilmesini, saygınlık kazandırılmasını istediğinden de eminiz. Bu işlerin eğitimle, öğretimle örnek yaşamlarla tesis edilebileceğini unutmayalım. İktidara yakınlığı ile malum havuz medyasında çarşaf çarşaf yayımlanan kadın programlarında, komşusundan hamile kaldığını öğrenince sevinç çığlığı atan, babalık testleri ile, gayri meşru dna testleri ile ,kayıp, kacak yitikleri bulmakla, işlenmiş cinayetleri teşhir etmekle ahlaklı, erdemli bir toplum düşünüyorsak, kadın cinayetlerinin önüne geçmeyi hedefliyorsak daha çok kadın kurban vereceğimizden emin olabilirsiniz. Tedavi için teşhis şart, yoksa pansuman tedavi olmayacak olmamıştır da. Bu programlarda örnek ahlaki değerler işlense, edep, haya, ahlak yüceltilse, toplumun özüne inilerek sevgi, saygı ile içselleştirerek bireyler yetiştirsek daha başarılı olacağımızdan emin olabilirsiniz. Söz değil içraat şart.

Zeynep Gülc?n Durmuş

Sosyolog Aile danışmanı

gd9394479@gmail.com

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —